top of page

AŞK'IN SİMYASI

11 Eyl
4 dakikada okunur

AŞK’IN SİMYASI


Bir önceki yazımda,  resim yaparken akışın içinde gerçek zamanlı kalarak şu anı fark ettiğimizi ve belki de tam o anda kendimizi bulduğumuzdan bahsetmiştim.


Bu kez biraz daha derine inmek istiyorum.


Belki de bir resmin yalnızca üretim olmaktan çıkıp sanata dönüşebilmesi için onu yaparken resimle bir olmak gerekir. Tıpkı aşkta olduğu gibi. Resmin karşısına geçtiğinizde bir süre sonra artık ne yaptığınızı düşünmezsiniz. Sadece oradasınızdır. Siz ve resim. Zihninizde biraz sonra yapacaklarınızın listesi yoktur. Geçmişin endişeleri, geleceğin korkuları, yetişmeniz gereken işler, telefonlar, mesajlar, telaşlar yavaş yavaş uzaklaşır. Dünyanın geri kalanı bir süreliğine sessizleşir. Siz resimle baş başa kalırsınız.


Belki de aşk tam olarak böyle bir şeydir;


Birbirine bakmak.

Birbirini merak etmek.

Yaklaşmak.

Dinlemek.

Ve bir noktadan sonra nerede sizin, nerede onun başlayıp bittiğini  bilememek.


"DOKUNUŞ" Tuval üzerine yağlıboya 70cm*100cm
"DOKUNUŞ" Tuval üzerine yağlıboya 70cm*100cm

Resimle aranızdaki duvar kalktığında zamanın ve mekânın anlamı değişir.

Siz resme dokunurken resim de size dokunmaya başlar. Orada akan şeyin adını koymak zor olabilir.


İlham, içgörü, sezgi, duygu …  ya da hepsi.


Günlük hayatımızda çoğu zaman kendimizden kaçmayı öğrenmişizdir.

Çalışırız, konuşuruz. telefonlara bakarız, bir yerlere gideriz … Kendimizi sürekli bir şeylerle meşgul ederiz. Bütün bunların arasında içimizde ne olduğunu duymaya pek fırsat bulamayız. Ama resmin karşısında, gerçekten yalnız kaldığınızda, kaçacak yeriniz azalır. Ve bir şey sizi yakalar. Belki de İçinizde bir yer uzun zamandır ilk kez görülmüştür. Kalbiniz taşar. Bu karşılaşma kaçma arzusunu da tetikler. Resimden uzaklaşmak, başka bir şey yapmak, telefonu eline almak, konuşmak yine kendinden uzaklaşmak.


Ama kalabilirseniz… İşte o zaman bir şey değişmeye başlar.


Belki de bu yüzden resim yapmak benim için  bir simya ve yaratım sürecidir.


Analitik psikolojinin kurucusu olan Carl Gustav Jung için “Simya” yalnızca kurşunun ya da saf olmayan bir maddenin altına dönüşmesi şeklinde maddesel bir dönüşümün hikâyesi değildir. Jung, simya sürecini “bireyselleşmeye” varan bir süreç olarak kişinin bilinçdışıyla yüzleşerek ve gölgesiyle bütünleşerek kendi özgün benliğine ulaşma süreci olarak anlatır.


Der ki insanın toplum içinde var olabilmek için geliştirdiği bir “persona”, yani sosyal bir maskesi vardır. Bu bizim toplumla ilişki kurmayı kolaylaştırır. Ama zamanla maskeyi yüzümüz sanmaya başlayabiliriz.  Güçlü erkek, cici kız, kutsal anne, işe yaramaz genç … Bize ait gibi görünen ama belki de yıllar içinde üzerimize giydiğimiz kimlikler.  Persona kalınlaştıkça, onun altında kalan gerçek benliğimizi duymak zorlaşabilir. Simyadaki çözünme süreci bu maskenin erimesi metaforuna denk gelir.


Katılaşmış olanın çözülmesi.

Sahte olanın erimesi.

Bize ait olmayanların geride bırakılması.

Ve bütün bunların altında daha gerçek bir “ben” ile karşılaşmak.



Resim yapma eylemi de bu karşılaşmayı kolaylaştıran bir kapı olabilir. Fırçayı elinize aldığınızda aslında yalnızca tuvale boya sürmezsiniz. Kendinizden de bir şey bırakırsınız. Ve bazen tuval size sizden bir şey geri verir. İşte o alışverişin içinde bir dönüşüm başlar.


Bugün sosyal medya, ressamı üretim sürecini paylaşmaya, giderek daha fazla görünür olmaya, daha hızlı üretmeye ve üretimini bir performansa dönüştürmeye teşvik ediyor.


Kamera açılıyor.

Işıklar kuruluyor.

Birileri izliyor.

Birileri beğeniyor.

Birileri yorum yapıyor.

Ve bir anda resimle baş başa olduğunuz o mahrem alanın içine binlerce göz giriyor.


Artık yalnızca resim yapmıyorsunuz.  İzleniyorsunuz. Fark etmeden, resimle aranızdaki o özel ilişkiye bir üçüncü kişi giriyor: İzleyici .


Oysa aşkın da resim yapma eylemişin de  da bazı anları vardır ki seyirci istemez. Sadece iki kişi arasında kalması gerekir.


Benim de dahil olduğum bir şekilde, pek çok ressamın daha içe dönük insanlar olduğunu düşünüyorum. Bu elbette herkes için geçerli değil. Ama resim yapmak çoğu zaman dışarıya değil, içeriye doğru yapılan bir yolculuktur. Sessizlik ister, yalnızlık ister dinlemeyi ister, beklemeyi ister, kendini unutmayı ister.


Bu nedenle kamera karşısında olmak, sürekli konuşmak, kendini göstermek ve performans sergilemek her ressam için doğal bir alan olmayabilir. Zaten kamera karşısında ve sahnede olmayı seven biri, belki de kendini başka bir sanat alanında daha özgür hissedecektir.


Tiyatroda, sinema setinde, performans sanatında …


Bunda hiçbir yanlış yok. Tam tersine, bütün bunlar sanatın farklı ifade biçimleri. Ama  kavramları doğru koymak önemli.


Sosyal medyada “resim sanatı” adı altında gördüğümüz bazı içeriklerde, aslında resim yapmaktan çok performans yapan sanatçılar görüyorum. Ve bunda bir problem görmüyorum. Problem, ikisini birbirine eşitlemekte.

Çünkü bir performans sanatçısının yaptığı işin değerli olması için ressam olarak adlandırılmasına ihtiyacı yok. Bir ressamın yaptığı işin değerli olması için de kamera karşısında performans sergilemesine gerek yok.


Belki de bazen telefonu bir kenara bırakmak gerekiyor.

Güzel görünmek zorunda olmadan.

Hızlı olmak zorunda olmadan.

Bir şey kanıtlamak zorunda olmadan.

Sonucu düşünmeden.

Sadece resme bakmak.

Onunla konuşmak.

Onu dinlemek.

Bazen ona kızmak.

Bazen ondan uzaklaşmak.

Sonra yeniden yaklaşmak.

Tıpkı bir aşkta olduğu gibi.


Çünkü gerçek bir aşk gibi, gerçek bir yaratım da sizi biraz değiştirmeden bırakmaz. Fark edersiniz ki tuvalde değişen yalnızca renkler, biçimler ve ışık değildir. Siz de değişmişsinizdir.


Bir şey çözülmüş.

Bir şey açılmış.

Bir şey bırakılmıştır.

Ve içinizde daha önce göremediğiniz bir yer görünür hale gelmiştir.


Simya budur.


Kurşunu altına dönüştürmekten önce, kendiniz sandığınız şeyi eritmek ve bütün o katmanların altında hâlâ orada olan gerçek parlayan özü bulmak.


Sanatın en büyük hediyesi de budur.


Bunun için yapmamız gereken tek şey, bazen bütün dünyayı dışarıda bırakıp bir tuvalin karşısına geçmek. Sonra da hiçbir şey beklemeden fırçayı elimize almak.


Ve resimle bir aşk yaşamaya izin vermek.



Ahsen Küçükçalık










 
 
 

Yorumlar


Abone listemize katılın

© AHSEN KÜÇÜKÇALIK 2026 |

  • Instagram
  • Facebook
  • LinkedIn
  • YouTube

E_BÜLTEN'E ABONE OL

Teşekkürler 

bottom of page