Ara
  • Ahsen KÜÇÜKÇALIK

AŞK FORMÜLÜ


İnsanoğlu bir enerji varlığıdır. Tüm evrenin yapı taşı gibi. Madde olan her şey, görünür olan veya olmayan her şey enerji türevleridir.

İnsanlar hayata belirli bir kimlik bilinci, kimlik enerjisi ile gelirler. Kimlik enerjisi; kişinin öz benliği ile bağlantıda olmasıdır. Öz benlik; egonun olmadığı yerdeki esas varlığımızdır. Öz benliği ile bağlantıda olan kişi kendi duyguları ile bağlantıda olabilen kişidir. Bir başka deyişle bu kişiler belirli bir olay karşısında duraksamadan kendi hisleri ile otomatik olarak temasa geçebilir ve kendi gerçekliğinden emin olarak gerekli tepkiyi verebilirler. Bu kimlik bilgisi kişinin etrafında bir enerji bedeni oluşturur (aura) . Aura, kişiyi diğerlerinin enerji alanından koruyan bir enerji kalkanı gibi çalışır.

Ancak bazı kişiler bu kimlik bilgilerinden yoksun dünyaya gelirler. Bu yoksunluk onların kader döngülerinde olsa da, bu kaderin gerçekleşmesi için doğum travması, çok erken yaşta yaşadıkları ağır bir travma veya her ikisinin birden etkisi ile kendi öz benlikleri ile teması kaybetmişlerdir. Sonuç olarak kendi duyguları ile bağlantıları kopmuştur. Bu kişilerin enerji bedenleri çok küçük olduğundan onları diğer insanların enerji bedenleri ile iç içe geçmekten koruyamaz.

Mehmet kimlik bilgisi kuvvetli olan bir adamdır ve yolda giderken kimlik bilgisi olmayan Ayşe ile karşılaştığında “merhaba” der ve yoluna kendi ile ilgili her hangi bir değişiklik olmadan devam eder. Ancak Ayşe o anda Mehmet’in enerji alanı içine girdiğinden tüm dünyası sarsılır ve Mehmet’in o anki tüm duyguları ile karşı karşıya kalır. Bir dakika önce iyi hissediyorken, şimdi neden alt üst olduğunu anlamaz ve bu durumu Mehmet’le karşılaşması içindeki başka mantıksal sebeplerde aramaya başlar. Belki Mehmet’e içerler ama neden olduğunu bilmediği için bunu ifade de edemez.

Olan şudur: Mehmet o gün kötü bir gün geçirmektedir ve duyguları yoğun şekilde olumsuzdur. Ayşe Mehmet’e rastladığında kendi zayıf enerji bedeni nedeni ile kendini koruyacak bir aurası yoktur ve Mehmet’in enerji bedeni ile içi içe geçer. Mehmet’in tüm duygularını olduğu gibi hisseder. Ancak bu duyguların kendisine ait olduğunu ve bu karşılaşmadan dolayı ortaya çıktığını varsayar ve aslında kendinin olmayan bir üzüntü durumuna girer.

Ayşe gibi kişiler çocukluktan itibaren bağımlı olmaya yatkın, sessiz, itaatkar, uslu ve terbiyeli sayılacak çocuklar olurlar. Çünkü kendileri olmayı bilmediklerinden başkalarının onlar için biçtikleri kimlik kıyafetlerini sorgusuzca giyerler. Evde anne babanın uslu evladı, okulda terbiyeli, çalışkan, itaatkar öğrenci, büyüdüğünde işte vazifeşinas emir eri olurlar. Genelde de bu tür davranışlar büyükler ve toplum tarafından kabul göreceğinden özellikle de depresif ve daha fazla üzüntü kaldıramayacak zayıf ebeveyn karakterleri ile büyüyen bu tür çocuklara ebeveynleri de bağımlı hale gelir ve çocuktaki yanlışı görmez ya da görmezden gelme eğiliminde olurlar. İlk zamanlarda nadir de olsa zaman zaman kendi ile temasa geçtiği anlarda kendi duygusunu ifade etmeye kalktığı her seferinde bu duygusunu yaşamasına izin verilmez; “sana yakışmıyor, bu sen değilsin, beni üzme vb..” ifadeler zaten zayıf olan benlik duygusunu iyice yitirmesine ve duyguları ile teması tamamen kaybetmesine neden olur. Durum işin içinden çıkılmaz bir kısır döngüye girer. Öyle durumlar söz konusudur ki artık aç ya da tok olduğunu bile bilemez hale gelmiştir. Vücudu ancak gıdasızlıktan bitap düşünce bir şeyler yemesi gerektiğini hatırlar, bu da zaten duygulardan gelen bir itilimle değil bilinçten gelen bir düşünce ve öğrenilmiş kalıpla yapılır.

Ayşe dışarıdan bakıldığında soğuk, mesafeli algılanır. Çelişki şudur ki onu daha yakın tanıyanlar tarafından da aşırı duygusal olmakla suçlanır. Her ikisi de doğrudur. Ayşe kendi duyguları ile temasta olmadığı için olaylara ve durumlara nasıl tepki vereceğini anında bilemez, bu idrakte olamaz. Bu nedenle bir topluluk içinde herkesin güldüğü bir duruma gülemezken, tam tersi bir durumda ağlayamaz da. Başkaları ile duygusal bağ kuramadığı için kendini yalnız, yabancı, hatta bu dünyaya ait olmadığını hisseder. Diğer taraftan çok duygusal algılanmasının sebebi ise, kendi ile baş başa kaldığı yalnız zamanlarda bu olayı tekrar düşünüp, neden insanların o şekilde davrandığını tarttıktan sonra bağlantıyı kurduğunda gerçek hislerini görür ve o anda gerçekliğini yaşamayı başarır. Ancak olay anında bu tepkileri veremediğinden kendi içinde öfke, kırgınlık, suçluluk gibi başka duygular bu sefer yükselir. Ayrıca kendi duyguları yerine o anda birlikte olduğu kişilerin duygularını kendi duyguları gibi yaşıyor olması da duygusal iniş çıkışlarını arttırır. Her bir temas ettiği kişi ile onların ruh hallerinden dolayı sürekli duygu hezeyanları içinde bitap düşer ve hiçbirinin gerçek sebebini bilemez.

Ayşe başına gelen bu tür olaylar nedeni ile zaman içinde kendine bazı savunma mekanizmaları geliştirir. Başkaları ile birlikteyken onların enerji alanlarına çok girmesinden dolayı enerjisi çabuk tükenip bitap düşeceğini bildiğinden sosyalleşmekten kaçınır olur, zorunlu olursa da kendini kapatmayı seçebilir. Ancak bu durumda da diğer kişiler onun bu kapalı halinden rahatsızlık duyacağından enerjileri Ayşe’ye akar ve Ayşe bir süre sonra bu sefer de kendini aşırı enerjik hisseder ve bu aşırı enerji ile patlamalar yaşar. Her iki durum da ne kendine ne de karşı tarafa iyi gelmez.

Ayşe kadın erkek ilişkilerinde de başarılı değildir. Ne zaman kalbini bir erkeğe açacak olsa, erkek her hangi bir neden olmaksızın onun hayatından kısa bir süre içinde uzaklaşmaktadır. Hayatında uzun süren ciddi bir ilişkisi bu nedenle olamamıştır. Bu konuda da gençliğinden beri diğerlerinin söylemlerine güvenmiş ve ne olması, nasıl olması gerektiğine dair bilgilerle işi idare etmeye çalışmış, zaten yapamadığı için de kendini suçlu, eksik ve yetersiz hissetmiştir.

Tüm ilişkilerde olduğu gibi kadın erkek ilişkilerinde özellikle önemli olan bir şey Ayşe’de yoktur : Enerji Bedeni. Kadın ve erkek birbirlerine dışsal nedenlerden çok içsel enerji bedenleri ile çekilirler. Enerji bedeni ancak ve ancak Ayşe kendi öz benliği ile temasa geçebildiğinde ve kendi olabildiğinde oluşacak bir şeydir.

Tüm evren fizik kuralları ile işler. Evrenin en temel fizik kuralı kutupluluk (dualite) kuralıdır. Element-antielement, gece-gündüz, beyaz-siyah, sevinç-üzüntü, kadın-erkek, artı-eksi... Bir paranın iki yüzü olan yazı-tura gibi. Bir para ne yazıdır, ne de tura. Her ikisi birden olduğunda anlam ve varlık kazanır. Gece olmadan gündüz olmayacağı gibi, üzüntü olmadan sevinç olamaz. Karşılığı olmayan bir şeyi biz tanımlayamayız. Tanımlama ancak ve ancak karşı bir türevi ile karşılaştırma yaptığımızda olur. Ve aslında birbirinden de bu yüzden ayrılmazlar. Bir pilin artı, eksi kutbu olması gibi.

Ayşe bir erkeğe çekilmeden önce, yalnızken çok kırılgan da olsa zor koruduğu bir enerji bedenine yine de sahiptir. Ancak ne zaman yakın temasla birinin alanına girse kendi kırılgan enerji bedeni nedeni ile diğerinin enerji bedeni içinde yok olmaktadır. Bu nedenle Ayşe diğer tarafın arzu ve istekleri ve duyguları ile o kadar iç içe olur ki, diğer kişi daha belki de kendi bile idrak edemeden onun ne istediğini bilir, hisseder ve erkek ondan bir şey daha talep etmeden ilişkiyi daha doğrusu erkeğin duygularını istemeden yönetmeye başlar. Çünkü kendi mutluluğu erkeğin mutluluğu ile doğru orantılıdır. Erkeğin hislerini kendi hisleri olarak bilmektedir. Bu durumda kendi enerji bedeni sıfırlanmış, erkeğininki içinde erimiştir. Erkek artık çekileceği bir enerji bedeni kalmadığında oradan otomatik olarak uzaklaşır. Ayşe erkeğin bu gidişine bir anlam veremez çünkü ortada gözle görünür hiçbir neden yoktur. Aslında gidişinin nedenini erkek dahi anlamamıştır. Diğer taraftan ilişki süresi içinde Ayşe kendi ile teması tamamen yitirdiğinden ve erkeğin duyguları ile rezone olduğundan, ilişki ona fayda sağlamayan, duygularını okşamayan, onu değerli bir varlık olarak hissettirmeyen, yavan, değersiz ve doyumsuz bir ilişki olmuştur. Zaman zaman kötü niyetli biri ile karşılaşma durumunda kalmışsa kendini kullandırmış ve birçok taviz vermiş olabilir. Bu nedenle zamanla erkeklerle yakın ilişkiler onu korkutan ve ona zarar verme potansiyeli olan durumlar olarak bilincinde yer etmeye başlamıştır.

Olan şey aslında ne Ayşe’nin ne de Mehmet’in kabahatidir. Olan şey tamamen fizik kuralıdır. Enerji bedenleri kutupluluk ilkesinden dolayı birer kutup içerir. Mıknatısın artı ve eksi kutbu gibi. Ayşe kendi enerji bedeni içindeyken + kutuptaysa ve Mehmet de – kutuptaysa mıknatısın iki kutbu birbirini bütünleyecek ve birbirine çekilecektir. Ancak Ayşe kendi enerji bedenini koruyamadığı ve Mehmet’in – kutbu içinde kaybolduğu için artık Mehmet çekileceği karşı bir kutup bulamaz ve Ayşe’den hızla uzaklaşır, çekileceği en yakın +kutba kayar. Bu doğal bir fizik kanunu sürecidir. Ancak dış dünyada bu basit fizik kanununa farklı anlamlar yüklemeyi insanoğlu başarmıştır. Mesela “kaçan kovalanır” gibi ifadeler kullanılır. Bu kaçma ve kovalama meselesi değildir. Ayşe istediği kadar kaçsın, hayır desin, enerji bedeni oluşturamadığı sürece erkeği ona çekilmeyecektir. “Hayır” ya da “Evet” demek gerçekten Ayşe’nin öz benliğinden gelen kendi duygularından gelen bir sonuçsa, bir enerji bedeni oluşturacağı için işe yarar, aksi durumda işe yaramaz.

Gerçek ve doyum veren bir ilişki ancak ve ancak tüm stratejilerden arınmış, ki enerji bedenlerini ve öz benlikleri hiçbir strateji kandıramaz, kendi öz benliği ile temasa geçebilmiş, kendini her koşulda ve ne olursa olsun sevgi ile ifade edebilen iki yetişkin ve bağımsız enerji varlığı arasında olabilir. Kendini bilmek ve tanımak zahmetli, uzun ve sabır gerektiren bir yolculuktur.

Ayşe gibi kişilerin kendini görmesi ve kendini anlaması için herkesten daha çok yalnız kalmaya, kendi ile baş başa vakit geçirmeye, doğada olup köklenmeye ihtiyacı vardır. Düzenli olarak kendine yalnız kalacağı vakitler ayırmalıdır. Her gün yazmak kendini anlamak için iyi bir yöntem olabilir. Kendi duygularını bilmesi, anlaması, neyden hoşlanıyor, nelerden hoşlanmıyor görmesi için içine ilk gelen şeyi düşünmeden yapmalı, denemeli ve içinde nasıl bir duygu uyandırdığını gözlemlemelidir. Deneme ve yanılmalarla ancak kendini bilecek ve anlayacaktır. Bu tip kişiler sadece duygularından değil kendi bedenlerinden de kopuk oldukları için kendi bedenlerini tanımaları ve açmaları için düzenli spor yapmak, yürüyüş yapmak, bedensel faaliyetlerde bulunmak bedenleri ile olan bağlarını da kuvvetlendirmelerini sağlayacaktır. Kendini anlatacağı, duygularını ve yaşadıklarını yargısızca dinleyecek ve kabul edecek biri ile zaman zaman bir araya gelip konuşmak da ona yardımcı olacaktır. Ancak burada ufak da olsa yargı ile karşılaşma olasılığı varsa hiç bu yönteme başvurmaması daha yerinde olur.

Hayat mucize.

Mucizeden öte bir bilim.

Ama bu kadar mükemmel bir bilim de bir mucize !

Mucizeler hep hayatınızda olsun.

Ahsen Küçükçalık

#yazar #kişiselgelişim #aşk #psikoloji

268 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

MASKE