Ara
  • Ahsen KÜÇÜKÇALIK

MELEKLER & ŞEYTANLAR - Kıssadan Hisse


Angel, mis gibi bahar havasını solumak ve keyfine varmak için korulukta bir süre yürüdü. Biraz yorulunca kır çiçeklerinin neşeli renkleri ile süslediği çimenlerin üzerine, büyükçe bir çınarın altına, pahalı olduğu her halinden belli güzel ve temiz elbiselerinin kirleneceğinden korkmadan oturdu. Bu anlar onun en sevdiği anlardı. Kendini sadece burada, doğanın içinde özgür hissediyordu. Tek arkadaşı olan sincaplar ve kuşlarla sohbet etmek yalnızlığını unutturuyordu. Birden ilerde birinin onu gözetlediğini hissederek korktu. Ürkek bir ceylan gibi o tarafa bir bakış attı. Aman tanrım ! Bu o iri yarı adam… Onu daha bir sene önce köyünde, ailesi ile birlikte yoksul ama sevgi dolu bir yaşam sürerken, dalından koparılmış bir çiçek gibi söküp alan, kaçırıp buraya getiren korkunç adam değil miydi ? Tüyleri ürperdi, az önceki tüm neşesi kaçtı. İri yarı adam tüm cüssesine tezat oluşturacak şekilde çocukça bir tavırla ona seslendi “ hanımım artık dönmek gerek, geç kalıyoruz, efendi beni cezalandırır ”.

10 odalı, 2 katlı, önünde büyükçe bir havuzu olan ve şatafatlı döşenmiş malikaneye vardıklarında içi her zamanki gibi yine hüsranla ve üzüntüyle doldu. Bir yıldan fazladır, daha önce söyleseler hayal bile edemeyeceği güzellikteki evde ve zenginlik içinde, her gün bir yıl gibi uzun gelen mutsuz, hayattan beklentisi kalmamış ölümü bekleyen yaşlı bir kadının ruh hali ile, inancı ve kuvveti tükenmiş şekilde göz hapsindeydi. Kanatları koparılmış bir melek gibiydi. Oysa bundan bir sene öncesine kadar ne hayalleri vardı.

Evin sahibi, Demon, doğuştan soylu olmayan fakat azmi ve hırsı sayesinde ticaretten çok para kazanmış, önceleri kendisini hor görüp aralarına almayan o zamanın ileri gelenleri ve aristokrakları arasına parası sayesinde girmeyi başarmış hırslı bir adamdı. Bir yıl önce Angel’ı köyde ilk gördüğünde böylesine güzel bir kıza sahip olursa artık hiçbir eksiğinin kalmayacağını düşünmüştü. Ailesine de onu izlememeleri için bolca para bırakmıştı. Bunu ona değer verdiği için yapmış olduğunu söyledi. Zamanla o da kendisini sevecekti. O zamana kadar kıza dokunmayacaktı. Ama böyle bir adamı nasıl sevebilirdi ? Serveti arasına kendini de katmıştı işte. Zorla sevgi mi olurdu ? Olmadı da. O sevmedikçe adam daha soğuk ve daha acımasız oldu.

Gün aşırı evde şehrin ileri gelenlerinin ağırlandığı davetler verilirdi. Onun tek yapması gereken güzel giysilerini giyip, süslenip kocasının davetlilerine gülümsemekti. Böylece kocası da eşinin güzelliği ile ve ona sahip olması ile konuklarına hava atmış onları kıskandırmış ve iş bağlantılarını her daim kuvvetli tutmuş olacaktı. Çok zeki de bir kadındı. Her konuda söyleyecek bir fikri bulunurdu. Şu züppe adamlara fikirlerini söylemek isterdi. Ama ne zahmet edecekti ki. Onlar bildiklerinden ayrılmazlardı nasıl olsa.

O gece yine bir davet için hazırlanması gerekiyordu. O kadar hayattan bezmişti ki artık hiçbir şey yapmak istemiyordu. Gelmediğini gören kocası büyük bir hışımla odaya daldı, emirler yağdırdı. Epey sonra güzel giysilerini giyip ortaya çıktı. Fakat son birkaç konuk da artık gitmek üzereydi. Öfkeden deliye dönen adam bağırmaya başladı. Biraz itişme kakışma sırasında ayağı takıldı, sendeledi ve kafası havuzun kenarına çarpıp havuza baygın düştü. Evdeki diğer her hangi bir değerli vazonun yere düşüp kırılması gibi, Angel da düşüp kırılmıştı en sonunda işte. Demon Angel’ı kurtarmak için bir çaba göstermedi. Sadece donuk bakışları ile bakakaldı, onun da kalbi bir daha açılmayacak şekilde karardı ve içindeki son sevgi taneciği de öldü. -

Peki zamanı geri sarsaydık, bu genç kadının yapabileceği başka bir şeyler olur muydu sizce? Sevgisizce yapılan bir harekete karşı bunca zaman sevgisizce karşılık vermesi, elinde olanı da takdir etmeyip tamamen hayattan soğuması gerekli miydi? Belki durumunu değiştirmeye gücü yetmeyecekti o günki şartlarda ama bulunduğu duruma farklı bir bakış açısı geliştirebilir miydi ? Hiç sahip olamayacağı şeylere sahip olabilmişti. Bunları takdir edebilirdi. Kocasının soğuk kalbini kendi sevgisi ile eritebilirdi. Herkesin gözünde kocasının istediği gibi evin en değerli hazinesi olarak gördüğü itibarını kabul edebilir ve hatta bunu kendi lehine kullanabilirdi. Belki çok keskin çalışan aklını kullanabilir, adalet kavramlarını, siyasi görüşlerini burada tanıştığı itibar sahibi kişilerle paylaşabilir ve fikirlerini yayabilirdi. Kim bilir hep arzu ettiği şekilde yazılar yazıp bunların yayınlanmasını bile sağlayabilirdi. Küçük bir kasabalı kız olarak yapamayacaklarını zengin bir adamın eşi ve mevki sahibi kişilerin yakın dostu olarak yapabilirdi.

Karanlığı karanlıkla aydınlatamayacağımız gibi, sevgisizliği sevgisizlikle yok edemeyiz. Eğer biz kendimiz bir ışık olursak karanlıkta yönümüzü kendi ışığımız ile buluruz. Kendi ışık alanımıza giren diğer kişiler de bu sayede aydınlanmış ve karanlıklarından kurtulmuş olur. Işık olmak içimizdeki sevgiyi, imanı, kendi değer ve gücümüzü kaybetmeyerek olur. Diğerlerinin içindeki iyiyi görmek ve o iyiyi büyütmeye çalışmakla olur.

Paranın iki yüzü olduğu gibi insanın da iki yüzü vardır. Aydınlık tarafı (melek) ve gölgesi (şeytan). Gölge yanımızı reddetmek kendimizi reddetmek olacağından bütünlüğümüzü kaybederiz. Bu nedenle karanlığı yok saymak yerine kabul etmek bizi bütünlüğe götürür. Bütün olan bir insanın da özgür iradesi olduğundan hangi yanını yaşayacağına kendi karar verir.

Sen hangi yanını yaşamayı seçiyorsun ?

Karanlığını mı, aydınlığını mı ?

Melekler ve Şeytanlar …

Angels & Demons

çizim: Ahsen Küçükçalık

#kişiselgelişim #meleklerveşeytanlar

71 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

MASKE