Ara
  • Ahsen KÜÇÜKÇALIK

SAVAŞÇI - Kıssadan Hisse


Geniş çayırlığa kurulmuş er meydanı. Hava aydınlık, gökyüzünde güneş yükselmiş tatlı sıcaklığını salıyor. Etrafta bir spor etkinliğini izlemeye gelen kalabalığın neşeli sesleri, arada bir oradan oraya koşuşturan çocukların, yiyecek satan satıcıların bağırışları arasında kim diyebilirdi ki 100km. ötede, savaş meydanında askerler, gladyatörler, sıradan halk göğüs göğüse çarpışıyor, vücutları parçalanmış cesetler üst üste yığınlar oluşturuyor.

Bir yanda kendi rızaları ile savaşçılık oynayan iki genç adam, diğer yanda başka bir çaresi olmadığı için savaşmak zorunda kalan oduncular, fırıncılar, oğullar…

İçin için hissettikleri ama kabul ederlerse bu acıya hiçbir insan yüreğinin dayanamayacağını bildikleri için, kalplerini kapatıp, sadece bir adım ötede yaşanan günahları, katliamı, nedensiz nefret ve kinleri haklı göstermek istercesine, kendilerini savaşın işte tam da şu anda seyrettikleri gibi tatlı bir oyun olduğuna kandırarak vicdanlarını rahatlatıp, gece evlerine dönüklerinde rahat bir uyku uyuyacak olan seyircilerin çığlıkları arasında meydana çıkan iki oyuncu. Ellerinde uzun saplı mızrakları, ihtişamlı Arap atlarının üzerinde , giydikleri kilolarca ağırlıktaki zırhları güneşin de vurması ile ışıltılar saçarken ne kadar da muhteşem, ne kadar da kuvvetli, ne kadar da imrenilesi görünüyorlar.

Az ötede beden parçalarının havada uçuştuğu acımasız bir savaş varken onun burada savaş oyunculuğu oynaması normal mi ? Kendine bile zor itiraf ediyor ama o kadar korkuyor ki savaş meydanına gitmeye. O aslında şu muhteşem beyaz atı, ışıltılı zırhı ile dışarıdan göründüğü gibi gözü pek, yenilmez bir savaşçı değil. Ama bunu ne kendine, ne de diğerlerine belli edemez. Edemez ! Nasıl kabul eder korkaklığını ? Nasıl başa çıkar diğerlerinin alaycılığı ile ? Oysa şu çelimsiz vücudu bile ona doğuştan bir savaşçı olmadığını haykırıyor. İçinde biriken ama bir türlü çıkamayan, çıkmasına müsaade etmediği o yaratıcı enerji, zamanı gelmiş ama doğmak istemeyen bir bebeğin annesini zehirlediği gibi onu için için zehirliyor. İçindeki iblislerin oyuncağı haline getiriyor. Ne kadar da seviyorlar iblisleri onunla oynamayı. Kafasının içinde sürekli sesler; “hayır, şarkı söyleyemezsin, naif olduğunu belli edemezsin, erkeklerden hoşlandığını kendine bile itiraf edemezsin. Seninle alay ederler. Bunlar yanlış ! Bunlar günah ! “

Ve işte karşılaşma zamanı. İki atlı son hızla, mızrakları hasmına çevrilmiş şekilde, seyircilerin kendinden geçmiş tezahüratları arasında atlarını birbirleri üzerine sürüyorlar. Tam ortada büyük bir çarpışma ! Kısa bir sessizlik. Sonra çılgınca bir alkış. Beklenilen heyecan .

Neler oldu ? Nasıl olur ? Göğsünde ve sırtında birkaç saniyeliğine oluşan tarifsiz acının ardından, yere düşmesiyle birlikte yerinden sökülmüşçesine nefessiz kalan kalbi 25 yıllık kısa ömründe ilk defa yerinden fırlayacakmış gibi telaşlı değil, ilk defa sakin. Zihnindeki seslerin gitmesi ne kadar dingin, ne kadar huzurlu. İlk defa kendini bırakabilmiş olmanın birkaç saniyelik hazzı. Parlak bir ışık ve sonsuz karanlık…

Zamanı geriye almış olsaydık, bu genç savaşçı kendini olmadığı biri gibi yapmak ve göstermek yerine, olduğu; naif, şefkatli, sevecen, müziğe aşık, güzellikleri görüp takdir edebilen ve paylaşabilen ince ruhunu ortaya koymuş olsa, onu soğuk ve katı gösteren ve hapishanede tutan çelik zırhını çıkarıp, kendi kadife gibi teni ile güneşin tatlı dokunuşlarını hissedip, rüzgarın kulağına fısıldadığı müziği yazıp çalsaydı. En katı kalpleri bile yumuşatabilen meleksi sesi ile ezgilerini mırıldansaydı. Şarkıları ile gönüllere seslense, ağızdan ağıza, nesilden nesile aktarılsaydı sevgi ve barış mesajları. Onu alaycılıkla kınayacaklara gerçek bir savaşçı gibi karşı koysa, “ben buyum” deme cesareti gösterseydi. İşte tam da o zaman o hep imrendiği, hep olmak istediği cesur, yenilmez, kuvvetli savaşçı olacaktı. Çünkü her bir karanlık kuytu köşesini bile tanıyan ve kabul eden bir adamın, düşmanlarına vereceği ona karşı kullanılabilecekleri ne bir kozu ne de bir silahı olacaktır.

Gerçek savaş cephelerde yapılan değil, kendi içinde yaptığın, en büyük savaş kendine karşı verdiğindir. Kendin olmak cesareti en büyük cesaret, kendi iblislerinin sana dayatması sahte benlik firar edilmesi en zor hapishanedir.

Yenilmezlik ve özgürlük ...

Ahsen Küçükçalık / 24.03.2017

Fotoğraf : Rival Nigths2 oyun fotoğrafı


39 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

MASKE